Hikaye son büyük Zentraedi saldırılarından uzun yıllar sonra, 2092 yılında geçer. (Yine de Macross II klasik timeline'ın bir parçası değil, buna ileride değineceğim) UN Spacy'nin, ordusuna adapte ettiği Minmay Taktiği sayesinde o zamandan bu yana tek bir büyük zaiyat vermeden karşılarına çıkan tüm kaçak Zentraedi'lerin saldırılarını geri püskürtmeleri mümkün olmuştur ve kolonileşmenin önünde bir engel kalmayacağına olan inanç tam hale gelmiştir.
Hikayemizin merkezindeki karakter Hibiki Kanzaki, Scramble News Network'de yaptığı abartılı magazin haberleriyle ordunun şimşeklerini üzerine çeken hızlı bir muhabirdir. Son işinde ordunun en usta ace pilotu Sylvia hakkında yaptığı bir dayanaksız bir haber kapı önüne konulmasına sebep olacakken aynı gün kimsenin tahmin bile etmediği büyük çaplı bir Zentraedi saldırısının gerçekleşmesi üzerine bu kez savaş muhabiri olarak bölgeye gider. Çift ateş arasında kalınca içine girdiği düşman gemisinde yanındaki kameramanı vurulur ve hayatını kaybeder fakat tam o sırada bir kapsülde bilinçsiz şekilde yatan normal boyutlarda bir kız görür. Onu kapsülden çıkartır ve avcısına bindirip bölgeden uzaklaşır: Savaş sonucunda iki taraf da ağır zaiyatlar alır ve geri çekilir.
Ertesi gün itibariyle Minmay Taktiği'nin Zentraedi saldırılarını durdurabileceğine olan inanç sarsılmıştır ve ikinci saldırı dalgasını karşılamak için hazırlıklara başlanır. Hibiki, kendi apartman dairesine götürdüğü kızın içinde olduğu derin uykusundan aniden uyanması sonucu ona hızlandırılmış şekilde kendi dilini ve kültürünü öğretmeye çalışmak zorunda kalır. (Bu sahneleri gerçekten sevmiştim) Fakat bir süre sonra onun aslında Zentraedi'leri piyon olarak kullanan ve bu şekilde bu galaksiye dek önlerine çıkan herşeyi yokederek ilerleyebilmiş Marduk ırkının zihin kontrolü silahları olan "Emulator" kızlardan birisi olan Ishtar olduğunu öğrenir. Dahası Marduk'un komutanları Ishtar'ı geri almak için herşeye hazırdır. Ishtar ve Hibiki birbirlerini tanıdıkça savaşın anlamsızlığını anlar ve barışı sağlamak için bir yol bulmaya çalışırlar. Öte yandan Hibiki savaşmanın, düşmanı geriye kimse kalmayana dek yoketmeye çalışmanın tek çözüm olmadığına Slyvia'yı ikna eder ve ikili kendi aralarındaki yanlış anlaşılmaları bir tarafa bırakarak birbirlerini bireyler olarak ilk kez anlamaya ve değer vermeye başlarlar.
Savaş ani şekilde yeniden başladığında bu üçlü dünya insanlarını soykırımdan kurtarmak, Zentraedi'leri özgür bırakmak ve Marduk İmparatoru'nun planlarını durdurmak için harekete geçer. Peki başarabilecekler midir?
İnceleme:
1991'e gelindiğinde 1982'de başlayan Macross'a halen bir devam serisi gelmiş değildi. OVA serisi olarak hazırlanan bu Macross zamanının büyük denilebilecek prodüksiyonlarından olmasına rağmen beklenen ilgiyi görmemesi üzerine bütçe kesintisine uğramış ve son bölümünde tabir-i caizse yaka paça bitirilmiştir. (Ki son OVA itibariyle Macross II'nin canon olarak herhangi bir bağlayıcılığı olmadığı açıklanır) Buna rağmen benim için ilginç tadları olan bu kısa seriyle ilgili birkaç şey yazmak istedim.
Macross II, ilginç çizimleriyle, oldukça radikal (bunu kesinlikle kötü anlamda söylemiyorum) dizaynları ve nispeten dar kadrosu ile ilk seriden ayrılıyor. Çekirdek ekibi kapsamamasına karşın ilk seriden Haruhiko Mikimoto (karakter tasarımı) ve Sukehiro Tomita (senaryo) geri dönmekteler. İlk dikkatimi çekenin özellikle dizaynlar olduğunu söylemeliyim, orjinal serinin tasarımcıları Shoji Kawamori, Kenichi Matsuzaki ve Ichiroh Itano bu seride hiçbir şekilde yeralmadıklarından klasik çizgideki VF dizaynlarından ziyade Gundam serilerine daha yakın dizaynlar ortaya çıkmış. Özellikle tasarımında 4 dizaynırın çalıştığı -ve maalesef internette doğru düzgün pek az resmini bulabildiğim- VF2-S Valkrie II modeli tüm Macross tasarımları içinde bende apayrı bir yer etmiştir diyebilirim.
Hikaye olarak neredeyse tamamen bir
Roman Holiday remake'i gibi durmasına rağmen (Gundam Unicorn da bu hikayenin çok başarılı bir adaptasyonuydu) belki de ilk kez ilk kez ilk Macross serisindeki formülün nispeten seyirliği daha yüksek olarak uygulanması ile hoşuma gittiğini hissettim diyebilirim. Bunun yanısıra UN Spacy'nin halkla ilişkiler programları (UN Spacy'nin askere alma çalışmalarını desteklemek için yeni idoller yetiştirmeleri), insanların birlikte yaşadıkları yabancı kültürle artık tam olan adaptasyonları (Bakınız, Hibiki Ishtar'ın ilk uyandığı sahnede kulaktan tercüme yapan çipi bulana kadar okuldan öğrendiği kadarıyla Ishtar'la Zentraedi diliyle çat pat konuşması, Hibiki'nin kuaför arkadaşı bir Zentraedi-insan melezi olması vs), ilk seriye dair yüzeysel de olsa dokunuşlar ("Zentredi'ler de mi artık kendi Lyn Minmay'lerine sahipler?" gibi diyaloglar duyarız) seriyi en azından seyirlik de olsa sıkılmadan izlememizi ve sürenin kısa olması da melodramın fiiler boyutlarına gelmemesini sağlıyor.
Eksileri tek tek saymayacağım zira izleyen herkes kendi eksilerini bulacaktır, ama özellikle son OVA'daki savaş sahnesinin bütçe kesintileri sebebiyle adeta kuşa dönmesi (bu yüzden olsa gerek ilk seride tüm Zentredi armadasıyla tek başına karşı koymuş SDF-1'in en ufak esamesinin okunmaması), serinin drama özürlü bir yapıya bürünmesi ve dar bir karakter kadrosunun anlatımı çok da zenginleştirememesi bunlar arasında sayılabilir. Feff ve Ishtar gibi birkaç karakterin seriye kattıkları, gerçekten nefis 80'ler sonu 90'lar başı çizimleri, başlangıç olarak güzel konsept ve harika dizaynlar bu saydığım 1-2 nokta yüzünden büyük ölçüde izleyici karşısında zarar görüyorlar. Maalesef çok iyi senaryolarda bile yönetmenin bir "öykü anlatıcısı" hüviyetine sahip olmamasından kaynaklanan düşük puanlı seriler artık alışmaya çalıştığımız bir olay ve özet olarak bu yapımdaki eksiler de nitelikte değil reji aşamasında ortaya çıkan problemler. Size tavsiyem çok da fazla şey beklememeniz ve seriyi bu yanıyla kabul edip artıları görmeye çalışmanız olacaktır. Zira serinin aldığı tüm düşük notların, eksi yanların aşırı acımasızca değerlendirilmesinden ile geldiğini düşünmekteyim.
Macross II, zamanında -tüm artıları ve eksileri ile ortalamaya vurduğumda- bundan 10 yıla yakın zaman önce bana gerçekten harika bir 3 saat geçirttiğini söylemem gerekiyor. Önce Macross 7 ve ardından Frontier'le yaşadığım hayal kırıklığı ve can sıkıntısı üzerine bir kez daha bile izlemiş ve nedense ilkine oranla daha bir beğendiğimi hissetmiştim. Dilerim eksilere çok da takılmaz ve benim kadar sevebilirsiniz. İyi seyirler.